Futbol dünyasý, genellikle hýrsýn, devasa sözleþmelerin ve bitmek bilmeyen þöhret arzusunun hüküm sürdüðü bir arenadýr. Ancak bu parýltýlý dünyanýn tam ortasýnda, 1990’larýn sonunda Arjantin kalesini bir duvar gibi ören Carlos Roa, eldivenlerini sadece topu tutmak için deðil, ruhunu korumak için de giyiyordu. 1998 Dünya Kupasý’nda Ýngiltere karþýsýnda devleþen, kalesinde dev bir set kuran o adam, kariyerinin en parlak döneminde, dünyanýn en büyük kulüplerinden Manchester United kapýsýndayken herkesi þaþkýna çeviren bir hamle yaptý. O, sadece bir kaleci deðil; inançlarý uðruna milyarlarca dolarlýk bir endüstriye sýrtýný dönecek kadar cesur, saha içinde ise bir kaptan pazubandý takmasa bile duruþuyla tüm takýmý yöneten gerçek bir liderdi.
Roa’nýn hikayesi, yeþil sahalarda görmeye alýþýk olduðumuz o klasik baþarý öykülerinden biri deðil. Onun hikayesi, bir insanýn kendi doðrusu için dünyayý karþýsýna almasýnýn, "kýyamet" beklentisiyle ýssýz bir köye çekilmesinin ve sonrasýnda kanser gibi amansýz bir rakibe karþý verdiði hayat mücadelesinin destanýdýr. "Marul" lakabýyla anýlan bu sessiz dev, futbol tarihinin en aykýrý kaptanlarýndan biri olarak, bize baþarýnýn sadece kupalarla deðil, karakterle ve sadakatle ölçüldüðünü kanýtladý. Þimdi, kaleleri ve kaderi ayný anda yöneten bu sýra dýþý eldivenin, Arjantin’den Mallorca’ya, oradan da inzivaya uzanan derin yolculuðuna yakýndan bakalým.
FUTBOLCU KÜNYESÝ
| Adý Soyadý : | Carlos Roa |
| Doðum Tarihi : | 15 Aðustos 1969 |
| Doðum Yeri : | Santa Fe, Arjantin |
| Mevkii : | Kaleci |
| Kariyer Baþlangýç: | Racing (1988) |
| Futbolculuk Kariyeri: |
1988–1993 Racing 1994–1997 Lanús 1997–2002 Mallorca 2002–2004 Albacete 2005–2006 Olimpo |
| Kariyer Sonu: | Olimpo (2006) |
Carlos Roa : Arjantin’in Geçilmez Kalesi
Carlos Roa’nýn futbol yolculuðu, Arjantin’in köklü kulüplerinden Racing Club’da baþladý. Genç yaþlarýnda sergilediði inanýlmaz refleksler ve kaledeki sarsýlmaz duruþu, onu kýsa sürede Lanus’a taþýdý. Lanus formasýyla 1996 yýlýnda kazandýðý Copa Conmebol, onun sadece iyi bir kaleci deðil, ayný zamanda kupa kazandýran bir figür olduðunun ilk kanýtýydý. Ancak Avrupa’nýn ve dünyanýn onu tam anlamýyla tanýmasý, Ýspanya’nýn Mallorca takýmýna transfer olmasý ve ardýndan Arjantin Milli Takýmý’nýn kalesini devralmasýyla gerçekleþti.
1998 Dünya Kupasý geldiðinde, Arjantin kalesi adeta bir kaleye deðil, aþýlmaz bir duvara emanetti. Roa, grup aþamasýnda Japonya, Jamaika ve Hýrvatistan karþýsýnda kalesini gole kapatarak turnuvada gol yemeyen tek kaleci unvanýný kazandý. Sahadaki sessiz ama otoriter liderliði, savunma hattýna verdiði güvenle birleþince, Arjantin futbol kamuoyu sonunda efsanevi kaleci boþluðunu doldurduðuna ikna olmuþtu. O, artýk sadece "Marul" deðil, ülkesinin son kalesiydi.
Turnuvanýn son 16 turunda oynanan efsanevi Ýngiltere maçý ise Roa’nýn kariyerinin "imza" aný oldu. Maç penaltýlara gittiðinde, tüm dünyanýn gözü kale çizgisindeki o zayýf ama çevik adamýn üzerindeydi. Paul Ince ve David Batty’nin vuruþlarýný adeta bir kedi çevikliðiyle kurtaran Roa, Arjantin’i çeyrek finale taþýrken adýný futbol tarihine altýn harflerle yazdýrdý. O gece Saint-Étienne stadyumunda devleþen Roa, sadece bir kaleci deðil, bir ulusun kahramanýydý.
Bu muazzam performans, dev kulüplerin iþtahýný kabartmakta gecikmedi. Alex Ferguson, efsanevi Peter Schmeichel’ýn yerini dolduracak ismi bulmuþtu: Carlos Roa. Manchester United gibi bir dünya devinin kapýsýna kadar geldiði o günlerde, Roa kariyerinin ve popülaritesinin tam zirvesindeydi. Ancak hiç kimse, bu parlak kariyerin birkaç ay içinde yeþil sahalardan tamamen kopup mistik bir sessizliðe bürüneceðini tahmin edemezdi.
Socrates : Beyaz Önlük ve Sarý Forma - Bir Direniþ Sembolü
Sahadan Ýnzivaya: Dünyanýn Sonu Beklentisi
1999 yýlýnýn güneþli bir sabahýnda, futbol dünyasý gelmiþ geçmiþ en garip manþetlerden birine uyandý. Carlos Roa, henüz 30 yaþýndayken ve önünde Manchester United gibi bir devin kalesi dururken, eldivenlerini asmaya karar vermiþti. Ancak bu, sakatlýk ya da form düþüklüðü nedeniyle alýnan sýradan bir emeklilik kararý deðildi. Roa, kalbiyle baðlý olduðu Yedinci Gün Adventist Kilisesi'nin öðretilerine uymuþ, yaklaþan yeni milenyumun (2000 yýlý) dünyanýn sonu olacaðýna ikna olmuþtu.
"Tanrý ile arama hiçbir þeyin girmesini istemiyorum,"
diyerek sahalardaki o gürültülü alkýþlarý, sessiz bir duaya deðiþti.
Milyon dolarlýk sözleþmeleri ve Avrupa'nýn ýþýltýlý statlarýný elinin tersiyle iten Roa, eþiyle birlikte Cordoba’nýn derinliklerinde, haritadaki yeri bile belirsiz ýssýz bir köye çekildi. Artýk penaltý atan forvetleri deðil, yaklaþmakta olan kýyameti bekliyordu. Bir yýl boyunca ne bir antrenmana çýktý ne de eline bir futbol topu aldý. Hayatýný hayýr iþlerine, topraða ve kutsal metinlere adayan bu adam, futbol tarihinin gördüðü en radikal "kaptanlýk" hamlesini yapmýþtý: Kendi gemisini, herkesin hayranlýkla izlediði o görkemli rotadan çýkarýp bilinmezliðin sakin sularýna demirlemiþti.
Bu inziva süreci, futbol kamuoyu için büyük bir þok ve hatta bir "delilik" örneðiydi. Mallorca yönetimi ve Arjantin halký, en verimli çaðýndaki bir kahramanýn nasýl olup da bir "kehanet" uðruna her þeyi terk edebildiðini anlamakta güçlük çekiyordu. Roa ise köyündeki sessizlikte, dünyanýn geri kalanýnýn duyamadýðý bir huzuru arýyordu. O, sadece bir kaleci olarak deðil, bir insan olarak kendi inançlarýnýn kaptaný olmayý seçmiþti; varsýn dünya yýkýlsýn, o kendi doðrularýyla ayakta kalmaya kararlýydý.
Geri Dönüþ ve "Cumartesi" Engeli
Takvimler 2000 yýlýný gösterdiðinde, beklenen kýyamet kopmamýþ ve dünya her zamanki rutiniyle dönmeye devam etmiþti. Carlos Roa için de hayatýn gerçekleriyle yüzleþme vakti gelmiþti. Bir yýllýk inzivanýn ardýndan eldivenlerini yeniden eline alan Roa, Mallorca’ya geri döndü; ancak býraktýðý kulüp, artýk onun krallýðý deðildi. Bir yýl boyunca kaleden ve antrenmanlardan uzak kalmak, o keskin reflekslerini köreltmiþ, zihnini ise yeþil sahalarýn o vahþi rekabetinden uzaklaþtýrmýþtý. Mallorca yönetimi onu geri kabul etse de, kalede artýk çok daha genç ve hýrslý bir isim devleþmeye baþlamýþtý: Vatandaþý Leo Franco.
Roa’nýn yokluðunda kaleyi devralan ve sergilediði performansla Ýspanyol futbolseverleri büyüleyen Leo Franco, formayý adeta üzerine dikmiþti. Roa geri döndüðünde, bir zamanlar hayranlýkla izlenen o efsanevi kaleci deðil, formayý kapmak için savaþmasý gereken bir yedekti. Üstelik Roa'nýn geri dönüþ þartý, profesyonel futbolun katý kurallarýyla taban tabana zýttý. Ýnancý gereði, "Sebt günü" olan Cumartesi günleri hiçbir þekilde çalýþmayacaðýný, antrenmana çýkmayacaðýný ve maça gelmeyeceðini þart koþmuþtu. La Liga gibi maçlarýn büyük çoðunluðunun Cumartesi oynandýðý bir düzende, bu karar Roa’nýn kariyerine kendi eliyle vurduðu en büyük darbe oldu.
Bu inatçý duruþ, Roa’yý yedek kulübesine hapsederken; kalede devleþen Leo Franco, Mallorca’nýn unutulmaz baþarýlarýnýn mimarý haline geldi. Roa, tribünde veya evinde dua ederken, halefi Franco kalede devleþiyor ve ileride bir sezon boyunca Galatasaray kalesini de koruyacak olan o kariyerin temellerini atýyordu. Ýki Arjantinli eldivenin bu sessiz rekabeti, aslýnda bir devrin kapanýþýný simgeliyordu. Roa, inançlarý uðruna formasýndan vazgeçen bir kaptan olarak tarihe geçerken, Mallorca kalesi artýk yeni bir Arjantinli kahramana, Leo Franco’ya emanetti.
Lilian Thuram : Yeþil Sahalarýn Filozofu
Kanseri Yenen El: Pes Etmeyen Kaptan
Carlos Roa için futbol sahalarý artýk sadece bir iþ yeri deðil, inançlarý ve fiziksel durumuyla verdiði bir sýnav alanýydý. Formasýný genç Leo Franco’ya kaptýrmýþ, "Cumartesi yasaðý" nedeniyle gözden düþmüþ olsa da, hayatýn ona hazýrladýðý en zorlu maç henüz baþlamamýþtý. 2004 yýlýnda, kalesini savunmaya çalýþtýðý o günlerde, bu kez vücudunu savunan hücreler ona ihanet etti. Teþhis amansýzdý: Testis kanseri. Futbol dünyasý, tam da geri dönüþünü kutlamaya hazýrlandýðý bir dönemde, bu sessiz devin en aðýr darbeyi aldýðýný düþünüyordu.
Ancak Roa, penaltý atýþlarýnda olduðu gibi, bu sinsi rakibine karþý da kalesini terk etmedi. Ameliyatlar, kemoterapi seanslarý ve bitmek bilmeyen hastane koridorlarý, onun yeni antrenman sahasý oldu. Bir zamanlar dünyanýn en iyi kalecisi olarak gösterilen o adam, þimdi sadece hayatta kalabilmek için ter döküyordu. Ýnancý, bu zorlu süreçte onun en büyük kalkanýydý; pes etmeyi bir seçenek olarak hiç görmedi. Kanser gibi yýkýcý bir rakibi, sabýrla ve o meþhur soðukkanlýlýðýyla durdurmayý baþardý.
Bir yýl süren bu amansýz mücadelenin ardýndan Roa, doktorlarý bile þaþýrtan bir azimle yeniden kaleci kazaðýný üzerine geçirdi. Artýk 35 yaþýndaydý, bedeni yorgundu ama ruhu her zamankinden daha dinçti. Mallorca’nýn ardýndan alt lig ekiplerinden Olimpo’da kariyerini noktalamaya karar verdiðinde, arkasýnda sadece kurtarýlmýþ goller deðil, kazanýlmýþ bir hayat býraktý. O, sadece topu deðil, kaderi de elleriyle tutabileceðini herkese kanýtlamýþtý.
Futbolu býraktýðýnda, istatistik kaðýtlarý belki kazandýðý kupalarý deðil ama onun sarsýlmaz karakterini yazýyordu. Roa, kanseri yenen bir savaþçý ve inançlarý için dünyayý karþýsýna alan bir derviþ olarak emekli oldu. Saha kenarýndaki o sakin duruþu, aslýnda fýrtýnalarýn ortasýnda dimdik durabilen gerçek bir kaptanýn sessizliðiydi. Onun hikayesi, yeþil sahalardan çok daha geniþ bir coðrafyada, "asla pes etme" cümlesinin canlý bir anýtý olarak kalmaya devam edecekti.
Carlos Roa ile Ayný Kaderi Paylaþan Adam : Sebastian Haller
Carlos Roa: Bir Ýnanç ve Ýrade Abidesi
Carlos Roa’nýn hikayesi, yeþil sahalarda nadir rastlanan türden bir baþkaldýrýdýr. O, modern futbolun sunduðu sýnýrsýz þöhreti, milyon dolarlýk çekleri ve dünyanýn en büyük kulüplerinde oynama rüyasýný, sadece kendi inançlarý uðruna elinin tersiyle itebilen bir derviþtir. Çoðu futbolcu için kariyerin zirvesi olan 30 yaþýnda kalesini terk edip bir köy evine sýðýnmak, dýþarýdan bakýldýðýnda bir kayýp gibi görünebilir. Ancak Roa için asýl galibiyet, baþkalarýnýn beklentilerine deðil, kendi ruhunun sesine kulak vermekti. O, sahadaki kaptanlýk pazubandýný takmasa da kendi hayat gemisinin rotasýný kimseye býrakmayan gerçek bir kaptandý.
Onun bu sarsýlmaz inancý, sadece dini bir tercihte deðil, kanser gibi amansýz bir rakibe karþý verdiði hayatta kalma mücadelesinde de en büyük silahý oldu. Dünyanýn sonunu beklediði o sessiz günlerde biriktirdiði manevi güç, vücudunu kuþatan hastalýðý yenecek kudreti ona fazlasýyla vermiþti. Roa bize gösterdi ki; bir insan kendi deðerlerine sadýk kaldýðýnda, en sert þutlarý da en aðýr hastalýklarý da göðüsleyecek o mucizevi gücü içinde bulabiliyor.
Bugün Roa’yý hatýrladýðýmýzda aklýmýza sadece 1998’deki o efsanevi kurtarýþlarý gelmiyor. Aklýmýza, "Hayýr" diyebilen, "Benim için inancým kariyerimden daha deðerlidir" diyebilen ve ölümü bile sükunetle karþýlayýp onu maðlup eden bir irade abidesi geliyor. "Marul" lakaplý bu sessiz dev, futbolun sadece bir oyun, karakterin ise ebedi bir miras olduðunu kanýtlayarak direksiyonu sonsuzluða kýrdý. O, kalesini gollerden çok daha fazlasýna; sahteliðe, hýrsa ve teslimiyete karþý koruyan tarihin en dürüst kaptanýydý.
Kendi ruhunu kurtaran, her maçý kazanmýþtýr.
Claudio Caniggia: Yeþil Sahalarda Esen Son Rüzgar
Okur Yorumlarý
Bu konu hakkýnda henüz fikir belirtilmemiþ.
Ýlk yorumu siz yapýn!



